8 Mayıs 2013 Çarşamba

Samed Behrengi "Küçük Kara Balık"


Küçük Kara Balık kitabını 2004 yılında yayınlanan Çemberimde Gül Oya dizisi sayesinde öğrenmiştim. O zamanlar 12 yaşındaydım. Dizide öğretmen rolündeki Özge Özberk (dizideki adıyla Yurdanur) öğrencilerine dağıtıyordu Küçük Kara Balık'ı. Ama öğrenciler okuyamadan okulun müdürü tarafından toplatılıp yakılıyordu kitap. O sahneyi izlemek için tıklayınız.

Yıllar geçti ve birkaç ay önce Küçük Kara Balık tekrar hatırlattı bana kendisini. Ve Kırmızı Kedi Kitabevinde görünce hemen alıp okudum. 

Ne derece hastalıklı bir zihniyet ki bir çocuk kitabından korkup yasaklatmış, nasıl bir cehalete bulanılmış...algılayamıyorum. Yazarı Samed Behrengi'nin 28 yaşında şüphe uyandırıcı bir şekilde Aras Nehrinde ölmüş olması da ayrı bir iç burkan detay...

Bu kitabı çocuk kitabı olarak kategorize etmeyip her yaştan insan mutlaka okumalı!
Kitaptan Alıntılar
"Siz biraz fazla düşünüyorsunuz" demiş Küçük Kara Balık. "Durmadan düşünmenin yararı yok. İlerlemek istiyorsak harekete geçmeliyiz."

"Ben yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorum; durmadan aynı şeyleri yapmak, yaşlanana kadar başka bir şey yapmadan yaşamak olamaz; dünyada yaşamanın anlamı bundan daha fazla olmalı!"

"Bir nedeni olmadan mutlu olmak da istemiyorum; günün birinde gözlerimi açıp hepiniz gibi yaşlandığımı, ama hâlâ aynı balık olduğumu, ilk başta bildiğimden fazla bir şey bilmediğimi görmek istemiyorum!"

"Benim kendi beynim var, düşünebilirim; gözlerim de var görebilirim..."

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Eric Hoffer "Kesin İnançlılar" (Kitle Hareketlerinin Anatomisi)


Eric Hoffer, kitle hareketlerinin psikolojik temelleri üzerine yazmış olduğu bu kitapta; Atatürk, Gandhi, Churchill, Stalin, Lenin gibi önemli liderlerin başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini incelerken; Rus Devrimi, Büyük Fransız Devrimi, Protestan Devrimi, Türk Kurtuluş Savaşı, Nazi Hareketi ve Siyonizm gibi birçok kitle hareketlerinin de ortak yönlerini irdeliyor. Kitabın içindekiler kısmına buradan ulaşabilirsiniz.

Her sayfasında ve her cümlesinde insanı düşünmeye iten cümleler barındırdığı için altını çize çize, düşüne düşüne okudum. Bu nedenle kitabı yaklaşık üç haftada bitirdim.

Kitap "The True Believer" ismiyle ilk kez 1951 yılında basılmıştır. Türkçe'ye Erkil Günur tarafından çevrilerek ilk olarak 1978 yılında Tur Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Kitabın sonraki baskıları; Akran Yayıncılık (1993), İm Yayın Tasarım (1998) Plato (2007) tarafından yapılmıştır.

Kitaptan Alıntılar
"Görülmeye ve duyulmaya değmeyen gerçeklere karşı 'gözlerini kapamak ve kulaklarını tıkamak' kesin inançlının özel bir yeteneğidir ve bu onun eşsiz cesaret ve azminin kaynağıdır."

"Kendi kendimiz olmak bizi ne kadar az tatmin ederse, başkaları gibi olma isteğimiz o kadar güçlü olur. Bu nedenle, bize yaklaşık olarak benzeyen kişilerden ziyade bizden çok farklı olan kişileri taklit etmeyi ve beğenmediğimiz kişilerden çok, beğendiğimiz kişileri taklit etmeyi daha kolayca benimseriz. Ezilmiş ve hor görülmüş kişilerin taklitçiliği özellikle göze çarpar."

"Bir kitle hareketi atmosferi içinde doğup büyüyen insanlar, kendi kendine yeterli olacak yetenekte olsalar bile, eksik ve bağlı insanlar olarak yetişirler."

"İnsanları isyana teşvik eden şey fiilen çekilen sıkıntı değil, daha iyi şeylerin tadını almış olmaktır."

"Gerçekte hayal kırıklığının başlıca nedeni meşguliyet sahibi olamamaktan ileri gelir ve en şiddetli hayal kırıklığı, enerjisi ve yeteneği olup da çevrenin etkisiyle  paslanmaya terkedilmiş kişilerde bulunur."

"Bir inancın gücü, dağları yerinden oynatmasından değil, yerinden oynatılacak dağları görmemesinden belli olur." (Bergson)

"Anlaşılır bir öğreti güçten yoksundur. Bir şeyi anladığımız zaman o bize kendi içimizden doğmuş gibi gelir."

"Bir çok şeye sahip olduğumuz halde, daha fazlasını istediğimiz zamanki hayal kırıklığımız, hiç bir şeye sahip olmayıp bazı şeyler istediğimiz zamanki hayal kırıklığından daha büyüktür."

"Kitle hareketlerinin doğuşunda, evde kalmış kızlar ve orta yaşını geçmiş kadınların büyük rolü olmuştur."

"Eğer iyi bir hayat yaşıyorsak bu bizi önemli değişiklik imkanlarını görmeyecek şekilde körleştirir."

"Aşırı insan, gerçek bir prensip adamı değildir. O bir amaca, amacın doğruluğu ve kutsallığı nedeniyle değil, bir şeye tutunmak için duyduğu şiddetli ihtiyaç nedeniyle sarılır. Gerçekte, onun bu ihtirasla bağlanma ihtiyacıdır ki, sarıldığı her amacı çoğu zaman kutsal amaç durumuna getirir."

"Askerlikten ayrılan bir kişi eski bir asker olur, hatta bazen bir kahraman olabilir, fakat kitle hareketi örgütünden ayrılan, kişi bir hain olur."
"Söz ustalarının bulunmadığı veya yazıların ve sözlerin şikayet taşımadığı yerlerde, yönetim ne kadar beceriksiz ve kötü olursa olsun, kendi kendine çöküp gidinceye kadar iktidarda kalır."

"Bir kitle hareketinin gücü, seçmiş olduğu düşmanın canlılığıyla doğru orantılıdır."
"Genellikle bir şeyi sevdiğimiz zaman, o şeyi bizimle beraber sevecek taraftarlar aramayız; aksine, sevdiğimiz şeyi seveni, rakip ve saldırgan olarak görürüz. Fakat bir şeyden nefret ettiğimiz zaman, aynı şeyden nefret eden taraftarları daima ararız."

"Günlük işlerinde başarı sağlayamayanlar, imkansız olan şeylere el atma eğilimi gösterirler. Bu onların eksik yanlarını kamufle eden bir araçtır. Çünkü mümkün olanı yapma girişimimizdeki başarısızlığımızın suçu sadece bize aittir; fakat mümkün olmayanı yapma teşebbüsümüzdeki başarısızlığımızı, o işin güçlüğüne bağlamamız haklı bir nedendir."

"Özgürlük, hayal kırıklığını azalttığı gibi aynı oranda çoğaltır da. Seçme özgürlüğü, başarısızlığın suçunu bireyin omuzlarına yükler. Ve özgürlük, birçok işe teşebbüs etme cesareti sağlayacağından, başarısızlık ve hayal kırıklığı miktarı da böylece artmış olacaktır."

"Kendi hayatlarını bozulmuş ve ziyan olmuş görenler, özgürlükten çok, eşitlik ve kardeşlik ararlar. Eşitlik arzusu, bir bakıma kişiliğini gizleme arzusudur, yani kumaşı meydana getiren ipliklerden birinin diğerinden ayırt edilmemesi gibi. Böylece kimse bizi diğerleriyle kıyaslayıp, kusurlarımızı ortaya çıkaramaz."

"Bir insan hayatının yolunu çizmekte, kendini ne kadar çok bağımlı hissederse, yoksulluğunun kendi kusurlarının bir sonucu olduğuna o derece az inanır."

"Tahmin edileceği gibi, hangi nedenle olursa olsun ailenin yıkılması, kolektif hareket etme ruhunu otomatikman geliştirir ve kitle hareketlerinin çağrısına uyma eğilimi yaratır."

"Aşırı benciller özellikle hayal kırıklığına kapılmaya elverişlidirler. Bir kişi ne kadar çok bencilse, hoşnutsuzluğu o kadar çok şiddetli olur."

"Tarihte büyük eser yaratan kişiler, hep büyük şehirlerde ortaya çıkmışlardı. Yaratıcı kişiler köyde, ormanda, kırda, dağ başlarında ortaya çıkmıyorlardı. Nasıl çıksın ki, yabancı şeylerin hoş karşılanmadığı ortamda ne yaratılabilir ki?  İnsan şehirde insanlığını bulmuştur. Şehir olmaksızın insan da bir şey değildir. Ancak ne var ki insanı kokuşturan, dejenere eden de şehirdir. Eğer biz şehirlerimizi yaşayabilir ve yaşanabilir durumda devam ettiremezsek bazı büyük ulusların ölümünü görebiliriz."

"Çin halk kitlelerinin isyankar olmayışının nedenlerinden biri de çok kıt olan yaşama imkanlarını biraraya getirebilmek için girişilen şiddetli mücadelenin dinamik olmaktan öte uyuşukluk etkisi yaratmasıdır."

"Bir şikayetin en şiddetli olduğu zaman, şikayet konusunun ortadan kalkma ihtimali belirdiği zamandır."

"İnanç (iman), genellikle bir kimlik kazanma işlemidir. Ve bu işlemle kişi, kendi kendisi olmaktan vazgeçerek ölümsüz bir şeyin bir parçası olur. Bir dinin, ulusun, ırkın, siyasi partinin veya ailenin kaderine olan inanç. hümaniteye olan inanç, gelecek nesillere olan inanç, yok edilme durumuyla karşılaşmış olan benliğimizi bu ölümsüz şeye bağlamaktan başka bir şey midir?"

5 Mayıs 2013 Pazar

D&R'da Can Yayınları İndirimi

Aynı geçen yaz olduğu gibi şimdi de tüm d&r'larda Can Yayınları'na ait bazı kitaplar 5 liraya satılıyor. İçlerinde pek kendime göre bir kitaba rastlayamasam da okunmaya değer kitaplar da yok değil. Bir göz atın derim.

20 Nisan 2013 Cumartesi

Aydökümü #Nisan 2013


Nisan ayı benim için dolu dolu geçen bir ay oldu. Uzun zamandır listemde olan ama okumaya fırsat bulamadığım, merak ettiğim bir çok kitabı okudum ve hepsini çok beğenerek, istekle okudum. Bu yüzden mutlu ve huzurluyum. 


Bu ay boş vakitlerimi kütüphanelerde geçirdim kitapçılarda bulamadığım kitapları bulup okudum. Bu durumu alışkanlığa dönüştürmekte kararlıyım :) Gittiğim kütüphaneler arasında en etkilendiğim Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi oldu, Gülhane Parkı girişinde solda bulunan kütüphaneye tramvayla rahatlıkla ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.


Bu Ay Hangi Kitapları Okudum? 
(Okuduğum kitaplarla ilgili ayrıntılı yazıları ilerleyen günlerde ekleyeceğim.) 

Virginia Woolf'un Kendine Ait Bir Oda kitabını mart ayının son haftasında okudum. Kitap beni oldukça etkiledi. Hatta Kitapçı dergisinin gelecek sayısında yayınlanmak üzere bu kitap hakkında bir yazı yazdım. Yazımı, derginin Mayıs-Haziran sayısında okuyabilirsiniz.

İlk okuduğum Tomris Uyar kitabı Aramızdaki Şey'di. Diz Boyu Papatyalar'ı da en az onun kadar severek okudum. Yıpranmış 1. baskısını okumak ayrı bi güzeldi :)

Aramızdaki Şey ve Diz Boyu Papatyalar'dan sonra elime aldığım Tomris Uyar kitabı 'Kitapla Direniş' oldu. Kitabı Bakırköy Kütüphanesi sayesinde keşfettim, henüz tamamını okuma fırsatı bulamadım oldukça kalın bir kitap çünkü. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ü herkes okumalı! Roman ütopik oluşu kadar  gerçekçi de. Bu onu kült ve her çağda okunabilir kılmış. 

Tezer Özlü - Ferit Edgü Mektuplaşmalarından oluşan Her Şeyin Sonundayım hakkında yazdıklarım burada




Cemal Süreya'nın eşi Zuhal Tekkanat'a yazdığı mektuplardan oluşan Onüç Günün Mektupları hakkında yazdıklarım burada

Dostoyevski'nin ilk romanı olan İnsancıklar'la ilgili yazdıklarım burada.

Bu Ay Hangi Kitapları Aldım? 
 Hilmi Yavuz'un yeni çıkan kitabına aldığım günden beri başlayacağım bir türlü kısmet olamadı :)

 Aslıhan pasajının 2. katında bulunan Eylül Kitabevinde rastladığım bu 1. basımları almadan olmazdı :)


                       İstiklâl'e gidip Yapı Kredi Yayınlarına uğramamak hiiiç olmazdı :)



12 Nisan 2013 Cuma

Cemal Süreya "Onüç Günün Mektupları"


“Artık sadece iletişim araçları var, iletişimin kendisi yok.” 
(Jean Luc Godard)

Blog yazılarımdan da belli olduğu gibi son zamanlarda sürekli mektup türünde kitaplar okur oldum. Ve okudukça da yaşamadığım çağlara özlem duyar oldum. Ne güzel bir şeydir insanın sevdiklerine mektup yazması, özenle göndermesi, eline geçip geçmediğinin telaşına düşmesi, merakla cevap mektubunu beklemesi. Heyecanlanması, hüzünlenmesi, sevinmesi. Değer vermektir mektup yazmak. Çabalamaktır. Anıdır. Geçmişin hatıralarına kanıttır. El yazısıyla yazılması, üzerine belki bir kaç damla gözyaşı akıtılması okuyanı paha biçilemez duygulara sevk eder. Artık günümüzde uzun uzun mektuplar yazmak gibi bir kültür kalmadı. Sesli harflerden yoksun kelimelerle, yarı Türkçe yarı İngilizce bir dilde sms "atmak", whatsapptan yazmak, e-mail göndermek, facebooktan dürtmek falan varken...ne gerek var oturup cümle kurmaya çalışmaya? Her şey ne kadar çabuk o kadar iyi! Çook önemli işlerimiz var, hepimiz çok yoğun insanlarız ya! Gelinebilecek en kötü nokta birbirine kuracak cümlesi kalmamış insanlar değil midir? Merak ediyorum  "ben napıyorum?" diye durup ne zaman soracağız? 

Gelelim Onüç Günün Mektupları'na;


Onüç günün mektupları, Türk şiirinin büyük ustası Cemal Süreya'nın 1972 Temmuz'unda, Okmeydanı SSK'da yatan eşi Zuhal Tekkanat'a yazmış olduğu mektuplardan oluşuyor.

Zuhal Tekkanat, Cemal Süreya'nın ikinci eşidir. Memo Emrah adında bir oğulları vardır. 

Aşk, tutku, şefkat, sevgi...Her türden duygu barındıran bu güzel mektuplar iyi ki yayınlanmış.  Teşekkürler Yapı Kredi Yayınları. O muhteşem ön sözü yazan merhum Erdal Öz'e de teşekkürler. 

Ne yapın edin bu mektupları okuyun...

Not: Süreyalizm blogunun sahibi Hakan Sipahi'den öğrendiğime göre Zuhal Tekkanat "Ondördüncü günün mektubu" adıyla bir kitap hazırlıyormuş :)


Kitabı, fonda Secret Garden çalarken okudum. Tavsiyemdir.










11 Nisan 2013 Perşembe

Dostoyevski'nin ilk romanı; İnsancıklar


İnsancıklar, Dostoyevski'nin ilk romanıdır. Roman, orta yaşlı Makar Devuşkin ile gençliğinin baharındaki Varvara Alekseyevna'nın dostane mektuplaşmalarından oluşmaktadır. 

Eser devrim öncesi Rusya'da geçmektedir. Kanımca, o dönemin hayat koşullarını tanımak için mutlaka okunması gereken kitaplardan biridir. Romanın teması; fedakarlık, dostluk, acıma ve sevgi üzerine şekillenmektedir. İki kişinin birbirine duyduğu sevgi çok naif bir dille anlatılmaktadır. Makar Devuşkin'in incelikli hitapları kitabın anlatımını daha samimi kılmaktadır.

Eserle ilgili tek uyarım Oda Yayınları baskısından uzak durulmasıdır. Özenli olmayan çevirisi nedeniyle anlatım bozuklukları içermektedir. İletişim Yayınları baskısı tercih edilebilir. Ergin Altay'ın çevirisi ve Orhan Pamuk'un ön sözüyle böyle değerli bir eser daha iyi özümsenebilir.

Dostoyevski, ilk eseriyle adeta klasik Rus edebiyatının ünlü isimlerinden biri olacağının sinyallerini vermektedir. 

Ayrıca kitap 144 sayfadan oluşmaktadır, kitap okumakla arası iyi olmayanların bile bir çırpıda okuyabileceği bir akıcılığa sahip.