Bu yaz okuduğum en güzel öykü kitabıydı diyebilirim. Peride Celal'in ölümünden bir iki gün önce almıştım bu kitabı. Çok doğal, sade ve yorucu olmayan dört öyküden oluşuyor Mektup. En çok aklımda kalan öykü Böcek oldu.
Mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Kasım 2013 Pazar
31 Ekim 2013 Perşembe
Tezer Özlü'den Leylâ Erbil'e Mektuplar
Ahh benim bu mektup sevdam ahh...Ekim ayım Leylâ Erbil'le geçti desem yeridir. Leylim Leylim'den sonra güzel bir seçim oldu kanımca. Yine Leylâ Erbil olasım geldi, Tezer'in en yakın dostu olmak onunla mektuplaşmak şahane olurdu doğrusu.
Tezer'e dair okumadığım tek bi kitap kalmasın istiyorum. Sahaf festivalinde de aradığım yegane kitaptı ama bulamadım maalesef. Birkaç gün sonra da tesadüf eseri gelen kutuma düştü pdfi bir dost tarafından.
"Din kökenli ilkellik, resmi ideolojinin sarmalında özgür aklı boğmuştur bu ülkede."
"Buyurgan, yasakçı, ataerkil toplumun yatıştırmak bilmez gizli şiddeti, sadece on yılda bir sıkıyönetim dönemlerinde değil, sivil yönetimlerde de insan ilişkilerinin tüm alanlarını toplamış yurttaşların tümünü hasta etmiş, cehenneme çevirmiştir."
28 Ekim 2013 Pazartesi
Leylâ Erbil olası gelmek..."Leylim Leylim"
Siz de benim gibi, bir kitaba başladığınızda hemen okuyup bitirmeden içi rahat etmeyenlerden misiniz? Bir kitabı çok sevsem de bitirmem uzun sürünce maalesef o kitabı okumak bir görev haline geliyor benim için. Çok saçma gözüktüğünün farkındayım. Bir kitaba başlayınca o kitap hemen bitmeli arkadaş! Haftalarca elimde olmamalı, ayraç kullanmaya bile gerek kalmamalı hatta. Bu yazıyı Leylim Leylim'e ithafen yazıyorum. Iki haftadır elimde kendileri hayır çok da sevdim ama araya sürekli bir şeyler girdiğinden hak ettiği değeri veremedim bu güzelliğe. hem bitsin yeni aldığım kitaplara başlayayım diyorum hem de keşke bitmese falan diyorum. Garip.
Satırlar anlatsın bu güzelliği ben susayım.
Posted via Blogaway
Satırlar anlatsın bu güzelliği ben susayım.
Posted via Blogaway
12 Nisan 2013 Cuma
Cemal Süreya "Onüç Günün Mektupları"
“Artık sadece iletişim araçları var, iletişimin kendisi yok.”
(Jean Luc Godard)
Blog yazılarımdan da belli olduğu gibi son zamanlarda sürekli mektup türünde kitaplar okur oldum. Ve okudukça da yaşamadığım çağlara özlem duyar oldum. Ne güzel bir şeydir insanın sevdiklerine mektup yazması, özenle göndermesi, eline geçip geçmediğinin telaşına düşmesi, merakla cevap mektubunu beklemesi. Heyecanlanması, hüzünlenmesi, sevinmesi. Değer vermektir mektup yazmak. Çabalamaktır. Anıdır. Geçmişin hatıralarına kanıttır. El yazısıyla yazılması, üzerine belki bir kaç damla gözyaşı akıtılması okuyanı paha biçilemez duygulara sevk eder. Artık günümüzde uzun uzun mektuplar yazmak gibi bir kültür kalmadı. Sesli harflerden yoksun kelimelerle, yarı Türkçe yarı İngilizce bir dilde sms "atmak", whatsapptan yazmak, e-mail göndermek, facebooktan dürtmek falan varken...ne gerek var oturup cümle kurmaya çalışmaya? Her şey ne kadar çabuk o kadar iyi! Çook önemli işlerimiz var, hepimiz çok yoğun insanlarız ya! Gelinebilecek en kötü nokta birbirine kuracak cümlesi kalmamış insanlar değil midir? Merak ediyorum "ben napıyorum?" diye durup ne zaman soracağız?
Gelelim Onüç Günün Mektupları'na;
Onüç günün mektupları, Türk şiirinin büyük ustası Cemal Süreya'nın 1972 Temmuz'unda, Okmeydanı SSK'da yatan eşi Zuhal Tekkanat'a yazmış olduğu mektuplardan oluşuyor.
Zuhal Tekkanat, Cemal Süreya'nın ikinci eşidir. Memo Emrah adında bir oğulları vardır.
Aşk, tutku, şefkat, sevgi...Her türden duygu barındıran bu güzel mektuplar iyi ki yayınlanmış. Teşekkürler Yapı Kredi Yayınları. O muhteşem ön sözü yazan merhum Erdal Öz'e de teşekkürler.
Ne yapın edin bu mektupları okuyun...
Not: Süreyalizm blogunun sahibi Hakan Sipahi'den öğrendiğime göre Zuhal Tekkanat "Ondördüncü günün mektubu" adıyla bir kitap hazırlıyormuş :)
Kitabı, fonda Secret Garden çalarken okudum. Tavsiyemdir.
11 Nisan 2013 Perşembe
Dostoyevski'nin ilk romanı; İnsancıklar
İnsancıklar, Dostoyevski'nin ilk romanıdır. Roman, orta yaşlı Makar Devuşkin ile gençliğinin baharındaki Varvara Alekseyevna'nın dostane mektuplaşmalarından oluşmaktadır.
Eser devrim öncesi Rusya'da geçmektedir. Kanımca, o dönemin hayat koşullarını tanımak için mutlaka okunması gereken kitaplardan biridir. Romanın teması; fedakarlık, dostluk, acıma ve sevgi üzerine şekillenmektedir. İki kişinin birbirine duyduğu sevgi çok naif bir dille anlatılmaktadır. Makar Devuşkin'in incelikli hitapları kitabın anlatımını daha samimi kılmaktadır.
Eserle ilgili tek uyarım Oda Yayınları baskısından uzak durulmasıdır. Özenli olmayan çevirisi nedeniyle anlatım bozuklukları içermektedir. İletişim Yayınları baskısı tercih edilebilir. Ergin Altay'ın çevirisi ve Orhan Pamuk'un ön sözüyle böyle değerli bir eser daha iyi özümsenebilir.
Dostoyevski, ilk eseriyle adeta klasik Rus edebiyatının ünlü isimlerinden biri olacağının sinyallerini vermektedir.
Ayrıca kitap 144 sayfadan oluşmaktadır, kitap okumakla arası iyi olmayanların bile bir çırpıda okuyabileceği bir akıcılığa sahip.
30 Mart 2013 Cumartesi
Tezer Özlü - Ferit Edgü Mektuplaşmaları "Her Şeyin Sonundayım"
İnsan hayran olduğu bir yazarın elinden çıkan her şeyi okumak istiyor, hatta okumuş olduklarını bile defalarca okuyabiliyor. "Her Şeyin Sonundayım" Tezer Özlü'ye ait yayınlanmış ve bir türlü bulup okuyamadığım bir kitaptı. Ta ki Osman Nuri Ergin Kütüphanesinde rastlayana kadar. Rafta gördüğüm anda alıp büyük bir aşkla hemen oracıkta okumaya başladım, zaten 103 sayfa olduğu için bir çırpıda bitti. Sevdiğim bir yazarın mektuplarını okumak bana apayrı bir zevk verdi. Bir yandan acaba bu mektuplar hiç gün yüzüne çıkmasaydı bu mahremiyet saklı mı kalsaydı diye düşünsem de, iyi ki yayınlanmış demekten de kendimi alamadım.
Mektup türündeki eserleri okurken iletişim kurmak için çaba harcamanın paylaşılanları daha değerli kıldığı kanısına varıyorum.
"Her yazarın kendine ait (Virginia Woolf'un deyişiyle) bir odası olduğuna ve bu özel odaya, eline kitabı olan herkesin girmeye hakkı olmadığına inandığım için" diyerek Ferit Edgü bu mektupları uzun yıllar yayımlamak istememiş. Sonradan fikrini değiştirenin ne olduğundan da bahsetmemiş.
Kitapta bana en keyif veren; Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabının yayınlanma sürecine ve bu süreçte hem dostu hem de yayıncısı olan Ferit Edgü'nün heyecanına tanıklık etmekti.
Tezer Özlü 1986 yılının Şubat ayında göğüs kanseri nedeniyle vefat etmiştir. Son mektuplarında hastalığından, tedavi sürecinden, Nisan ayı ile ilgili planlarından bahseder.
Ve kitap, tedavi süreci sonrası kendini yeniden doğmuş gibi hissettiğinden bahsettiği 1985 yılının Aralık ayındaki mektubuyla son bulur.
Sevdiğim satırlar;
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









































